Hiç bitmeyen yağmurların yağması gerekiyor üzerime ve “yürüyen ölü adam” durumunu sonlandırmam gerekiyor biliyorum. Ne yazıyorum, ne de konuşuyorum uzunca zamandır ama bu olan bitenleri görmüyorum yorumlamıyorum anlamına gelmiyor, hepsi hakkında konuşabilmek için biriktiriyorum da biriktiriyorum. Bunların hepsini güzelce bir toparlayıp öyle devam edeceğimi umuyorum kalan vaktimde. Bir de bütün buraları toparlayalım yahu çok yalnız kalmış valla. Oldu tamam görüşürüz sonra, ben kaçayım artık.

Yağmur yağınca mı aklıma düşüyor birşeyler yaratma ve bunları hissettiğimde yağmur damlalarıyla arındırma telaşı?
Nereye gidiyor bu tembelliğim…
Dört ay önce “bak neler döktüreceğim” hevesiyle başlanan devamı birbirimizi öldürmekle meşgul olduğumuz zaman ile olan hesaplaşmam yüzünden gelmeyen yarım yamalak girdiler kalmış. Avından sonra mağarasına çekilen yaratık misali bencilce tüketmeye devam etmişim ama gelipte iki satır kelâm etmemişim. Bunun bedelini, yazacağım diye not aldığım ama o vakitten gayrı bir daha açılmamış not sayfasındaki satırlara açılacak paragraflar ödeyecek, çok yazık… Beşinci günün şafağına kadar mühlet bana!

“Bu yüzden Morgoth, yeraltındaki tahtından sessizce tırmanarak yukarıya çıktı; ayaklarının sesi yeraltındaki gök gürlemesi gibiydi. Kara zırhlarla kaplanmış olarak öne çıkıp kralın önünde demir taçlı bir kule gibi durdu, siyah ve armasız koca kalkanı da bir fırtına bulutu gibi kral’ı gölgeledi. Ama Fingolfin gölgenin altında bir yıldız gibi parlıyordu; çünkü zırhı gümüşle kaplanmış, mavi kalkanı kristallerle donatılmıştı; buz gibi parlayan kılıcı Ringil’i çekti.
Sonra Morgoth ölüler diyarı’nın çekici, Grond’u hızla yukarıya kaldırıp bir yıldırım gibi aşağıya savurdu. Ama Fingolfin yana sıçradı ; Grond toprakta içinden duman ve ateş fışkıran derin bir çukur açtı. Morgoth birçok kez ona şiddetli bir darbe indirmeye çalıştı ama Fingolfin her seferinde, karanlık bir bulutun altındaki şimşek çakışları gibi kenara sıçradı; Morgoth’u yedi yarayla yaraladı, Morgoth yedi kez keskin acı çığlıkları attı ki angband orduları dehşet içinde yüzükoyun kapaklandı, çığlıklar kuzey diyarlarında yankılandı.
Ama kral sonunda yoruldu ve Morgoth üzerine üç kez yüklendi. Üç kez dizlerinin üzerine çöktü, üç kez de kırık kalkanı ve paralanmış miğferiyle tekrar ayağa kalktı. ama etrafındaki toprağın tamamı yarılmış, çukurlar içinde kalmıştı, tökezleyip geriye Morgoth’un ayaklarının önüne düştü; ve Morgoth sol ayağını boynunun üzerine bastırdı, ağırlığı üzerine düşen bir tepe gibiydi. yine de Fingolfin son ve umutsuz bir darbe vurmak için Ringil’le ayağını yardı, kapkara bir kan ve dumanlar fışkırıp Grond’un çukurlarını doldurdu.
Fingolfin, yüce noldor kralı, eski elf krallarının en gururlusu, en cesuru böyle öldü. Orclar kapıdaki bu düelloyla böbürlenmedi; elfler duydukları derin üzüntü yüzünden bu konuda şarkı söylemedi…”
“Noldor’un yüce kralı,
Yıldızdı gece zamanı.
Bir o yanında umut taşırdı.
Zaferine at sürüyor şimdi tek başına,
Elveda deyin cesur savaşçıya.”
Elveda…
Silmarillion ‘dan.
Umut ve Anı… Üçlemenin Kralın Dönüşü bölümünde umutların tükenmesine yakın bir anda Gandalf ve Pippin, Shadowfax’ın üzerinde Rohan’dan Minas Tirith’e doğru yola düştüklerinde, Aragorn ve Merry Edoras’ta kalarak onların ardından gidişlerini izler. Howard Shore üstadın ellerine sağlık, ne güzel yazmışsın o notaları ki insanın yüreğine işliyor o umut parlaması. Özellikle 50. saniyesinde başlayan kısmı hayatımda dinlediğim en destansı melodidir :)

Haftanın 5. Günün’ün şafağında uykuya dalıp gördüğüm rüyada Gandalf‘ın savaş kapıya dayanmadan önce Aragorn‘a dönüşü için dediklerini unutup, aniden uyanmamla Yüzüklerin Efendisi‘ne ilk kitabın “Suç Ortakları Ortaya Çıkıyor” kısmından okumaya devam ederken buluyorum kendimi.İlâhi bir aydınlanma yaşayan ardından kalkıp kutsal kitaba sarılanlar gibi hissediyorum hatta.
Hala aynı heyecanı fazlasıyla yaşıyorum kafamda canlandırıp olayların içine sokarken kendimi, hala okurken dilim damağıma yapışıyor.Gittiğin diyarda huzuru bul büyük üstadım…